Biz Allah?ı neden göremiyoruz?? diye soran çocuğumuza; ?O bizi görür, ama biz O?nu göremeyiz? dedikten sonra elinizi çocuğunuzun yüzünde havayı hissedecek şekilde sallayın, sonra ?Ne hissettin?? diye sorun. Tabii ki ?Hava? diyecektir. ?Bana bir avuç hava verir misin?? diye sorun. Tabii ki o ?Veremem ki? diyecektir. ?Neden veremiyorsun?? diye sorun. ?Ben O?nu göremiyorum ki? diyecektir. İşte o zaman ?Bak yavrum, biz etrafımızdaki soluduğumuz havayı dahi göremiyoruz, bizi hasta edip yataklara düşüren minnacık mikropları da bu gözlerimizle göremiyoruz. Biz bu küçük ve sınırlı gözlerimizle Allah (cc)?ı nasıl görebiliriz veya gösterebiliriz? Gökyüzündeki görülen güneşe dahi uzun süre bakamıyoruz. Bakarsak gözlerimiz dayanamaz, kör oluruz. Demek ki bizim gözlerimizi yaratan Rabbimiz görmemizi sınırlı yaratmış. Her şeyi göremiyoruz. Ama O bizi görür ve gözetir. İnşallah O?nu cennete gittiğimiz zaman göreceğiz. Allah (cc) orada bizi, kendisini görecek şekilde yeniden var edecek. O halde bizim yapacağımız; O?na kavuşacağımız ana kadar iman eden, iyi davranışlarda bulunan mü?minler olmak için çaba sarf etmektir? demelisiniz. Allah (cc)?ın uyuyup uyumadığını soran bir talebeye, öğretmeni; ?Sana bir misalle cevap vereceğim? demiş ve kalkmış, içeriden nadide cam şişeler getirmiş. Öğrencisinin eline kırılabilecek cam şişeleri tutuşturup, ?Sabaha kadar hiç uyumadan nöbet tutacaksın? demiş. Öğrenci ne kadar dirense, mücadele etse de sonunda sabaha karşı uykuya yenik düşüp uyuklayınca elindeki şişeler düşüp kırılmış! Öğretmen, ?Bak işte yavrum, azıcık uyuklayınca elindekileri düşürdün, paramparça oldular. Eğer Allahu Teala?da bizim gibi uyku ve uyuklama olsa idi bu kâinat böyle olur muydu? Böyle düzen ve nizam olur muydu? Her şey darmadağın olurdu? diyerek öğrencisine güzel bir misal vermiş. Bizi yaratan bizim gibi eksik ve muhtaç değil, O hiçbir şeye muhtaç değil, aksine biz O?na her şeyde muhtacız. Yaratan bize benzemez. O halde O?nun zatını, yani kendisini düşünmek yerine O?nun eserlerine bakıp O?nun yüceliğini düşünelim. Çocuklarımız için yazılmış Allah?ı anlatan çok güzel kitaplar var. Bir zahmet kadife tenli, cennet kokulu yaratılan bizlere tertemiz, dünyanın en harika varlıkları olarak armağan edilen yavrularımıza Yaratan?ını tanıtacak her türlü gayret ve çabayı gösterelim. O?nu tanıtmaya değmez mi bütün gayretlerimiz? Her an etrafımızdaki Allah?ın eserlerine dikkat çekip O?nun yüceliğini anlatabilirsek yavrumuz ikna olur, O?nun nimetlerini fark edip O?nu sever. Bir kudsi hadisi şerifte Rabbimiz şöyle buyuruyor: ?Ben?i sevdiriniz, Ben?i sevmeleri için nimetlerimi anlatın. İnsanlar kendilerine nimet vereni tanırlarsa severler. Allah da O?nu sevdirenleri sever.? Bu müjdeli haber, bizim çocuklarımıza nimet sahibini anlatmamız için yetmez mi? İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri?nin çocukken inançsız bir adamla arasında geçen ibretli kıssayı çocuğumuzun anlayacağı bir dille anlatmamız, onun kalbindeki şüphe tohumlarını yok eder. Allah?ı seven, yaşantılarıyla insanlığa örnek olan peygamberleri, sahabeleri, salih insanların hayatını tek tek üşenmeden, en tatlı anlatımımızla her akşam uyku öncesi anlatalım. Tabii bunun için anne babaların bu mübarek insanları iyi tanıması gerekir. Yavrumuzun kalbinde imanın pekişmesi için bu zahmete değmez mi? Hem bu ışık insanları bilmemiz, tanımamız, imanımızın bir gereği değil midir? Lütfen şu dizi bu dizi kovalamak yerine, şu kanalın bu kanalın haberi, bilmem ne açık oturum yerine yavrularımız veya başkalarının yavrularının kalbine iman tohumu eken birer iman çiftçisi olalım. Bütün bunları yaptığımız zaman mahsulünü hep birlikte alırız. Aksi takdirde acı semeresini de hep birlikte tadarız. Tıpkı bakılmayan tarlada ayrık otlarının, deve dikenlerinin boy attığı gibi, yavrularımızın kalbinde şüphe ve imansızlık tohumları biz fark etmeden boy atar. Örneğin Veysel Karani?nin Peygamber sevgisi, anneye olan saygısı, Peygamber?i görmeden O?nun çok sevileceğinin müjdesini çocuğumuza anlatabiliriz. Bu asırda yeni İmam-ı Azamlar, Veysel Karaniler, Yunus Emreler, Mevlanalar yetiştiren anne babalar olmamız duasıyla...
11. Eylül İkiz Kulelere saldırı sonrası binadaki firmalardan
birinin hayatta kalanlarla yapılan sabah toplantısında,
güvenlik görevlilerinin başı orada hayatta kalabilenlerle
ilgili şunları anlatmış;
O sabah;
- Firma müdürü o gün oğlu ana okuluna başladığı için işe geç
kalmış
- Birinin o gün ofis kahvaltısına getirilecek konukları
alma sırasıymış
- Bayan elemanlardan birinin sabah alarmı çalmamış
- Biri kaza yüzünden trafiğe takılmış
- Biri otobüsünü kaçırmış
- Biri kıyafetini lekelemiş, üstünü değiştirmek vakit almış
- Birinin arabası çalışmamış
- Biri telefonu cevaplamak için geri dönmüş
- Biri çocuğunu hazırlamakta zorlanmış, geç kalmış
- Biri taksi bulamamış
Ama en etkileyicisi biri o gün ofise yeni aldığı
ayakkabıları giymiş, ayakkabı ayağını rahatsız etmiş ve bir eczaneye
uğramış,
yara bandı almak için !!!
Bu gün hayatta olma sebebi olan bandı almak için...
Şu anda trafikte sıkıştığımda, asansörü kaçırdığımda, bir
telefona cevap vermem gerektiğinde,
yani beni rahatsız eden küçük şeyler olduğunda, Allahın
benim o
anda orada olmam gerektiğini istediğini düşünüyorum.
Bir daha ki sefere, sabahınız tersliklerle başladığında,
çocuklarınız giyinmek istemediğinde, arabanın anahtarını
bulamadığınızda, bütün trafik ışıklarına takıldığınızda,
huzursuz olmayın, sinirlenmeyin.
Allahın o an sizi gözetlediğini ve koruduğunu düşünün...
Küçücük tersliklerle belki de Allahın sizi o anda koruduğu
için yaşanıyordur ve biz
umarım küçük sıkıntılı anlarda bunun olası nedenlerini
hatırlarız ...
ESMAUL HUSNA
Hz. Muhammed
Dua ve ibadet, Allah ile olmaktır. Allah ile olan kimse için ölüm de, ömür de hoştur.
Hz.Mevlana
Calismayana Allah yardim etmez.
Sofokles (Sophokles)
Yüce Tanrıyı anlamak çok zordur. O, esrarengizdir fakat hiç bir zaman kinci ve kötü değildir.
Albert Einstein
Tabiat Allah'ı hem gösterir, hem gizler.
Blaise Pascal
Sevmesini bilene çok yakın olan, aklı ile anlamak isteyene de o kadar uzaktır, gizlidir.
Alexis Carrel
Bu resim İsrailoğulları'nın başlarındaki zalim Mısır Firavun'u II. Ramses'in cesedinin resmidir. İngiltere - Londra British müzesinde bulunmaktadır. Süveyş kanalı açılırken denizin kenarında küçük bir tepecikte bulunmuş ve Londra'ya getirilmiştir. ALLAH (c.c) Resulu Hz. Musa'nın zamanında ilahlık iddiasında bulunan Firavun'un ölümünden 3 bin sene geçmesine rağmen Allah'ın (c.c) Kur'ân-ıKerîm10-YUNUS 92- Biz de bugün senin bedenini arkandan gelenlere bir ibret olsun diye kurtaracağız... buyurduğu gibi cesedini ibret olması için çürütmemiştir. Elleri ve ayakları ölüm anında olduğu gibi secde eder vaziyettedir
FIRAVUN
DİNİ HİKAYELER
Ebû'l-Haseni'l-Harkânî (k.s)hazretleri şöyle anlatır:
'İki kardeş vardı. Bu iki kardeşin hizmete muhtaç bir anneleri vardı. Her gece kardeşlerden biri annenin hizmeti ile meşgul olur, diğeri Allah Teâlâ'ya ibâdet ederdi. Bir akşam, Allah Teâlâ'ya ibâdet kardeş, yaptığı ibâdetten, duyduğu hazdan dolayı kardeşine:
'Bu gece de anneme sen hizmet et, ben ibâdet edeyim, dedi.
'Kardeşi kabul etti. İbâdet ederken secdede uyuya kaldı ve o anda bir rüya gördü. Rüyasında bir ses ona:
'Kardeşini affettik, seni de onun hatırı için bağışladık, deyince genç:
'Ben Allah Teâlâ'ya ibâdet ediyorum. Kardeşim ise anneme hizmet ediyor. Fakat beni onun yaptığı amel yüzünden bağışlıyorsunuz, dedi. Ses ona:
''Evet, senin yaptığın ibâdetlere bizim hiç ihtiyacımız yok. Fakat, kardeşinin annene yaptığı hizmetlere annenin ihtiyacı vardı, karşılığını verdi.
İmam Kazım (a.s) kendi tarlasında çalışmakla meşguldü. Fazla faaliyet İmamdın bütün vücundan terler akıtmıştı bu arada Ali ibni Ebi Hamza-i Bata ini geldi imamın yanına, ve o manzarayı görünce:
- Kurban olayım, niçin bu işi başkalarına bırak mıyorsun? diye sordu.
- Niçin başkalarına bırakayım? Halbuki benden daha üstün kişiler bile, daima bu gibi işlerle meşgul olmuşlardır.
- Allah'ın elçisi, Emirülmü'minin ve bütün ecdadım. Esasen tarlada çalışmak ve ziraatla meşgul olmak Peygamberlerin, peygamber vasilerinin ve Allah'ın seçkin kullarının başta gelen, en önemli adetlerinden biridir.
Bihar ul-Envar
















